Durmuş Saat Neden Hâlâ Orada?

Durmuş saat: duvarda solmamış açık renkli bir daire ve yanında akrebi ve yelkovanı durmuş eski bir saat
Metni seç · Hikâyede paylaş

Bozulan bir eşyayı atmak kolaydır. Hele küçükse, hele yerine yenisi hemen konuluyorsa. Ben ise bu saati duvardan indirmedi. Sebebini uzun süre kendime bile açıklayamadım. Pil değiştirmek iki dakikalık iş, dükkânlar yakın, saat tamircisi köşede. Yine de her seferinde “bir ara” dedim ve o ara bir türlü gelmedi.

Sonra anladım ki saati indirmemek tembellik değilmiş; bir tür kararsızlık, belki de korkuymuş. Duvardaki boşluğu görmek istemiyordum. Çünkü saat çalışmıyor olsa bile bir yeri dolduruyordu. Durmuş bir saat bile duvarın sessizliğini bölüyor, odaya “burada bir şey var” hissi veriyordu. İnsanlar da bazen böyle yaşar. Artık işlemeyen bir düzeni, tik tak etmeyen bir alışkanlığı, çoktan bitmiş bir bekleyişi duvarda tutarlar. Atmazlar, çünkü atmak bir karar ister; karar ise bir şeyin gerçekten bittiğini kabul etmektir.

Zaman Aslında Nasıl Akar?

Çocukken zamanın hep aynı yöne, aynı hızla akan bir nehir olduğunu sanırdım. Büyüdükçe bunun böyle olmadığını öğrendim. Zaman bazen bir göl gibi durur. Bir telefonun çalmasını, bir kapının açılmasını, bir cevabın gelmesini beklerken dakikalar uzar, saatler içine kıvrılır. Bazen de ne olduğunu anlamadan bir mevsim biter, bir yıl devrilir ve elinde sadece birkaç soluk fotoğraf kalır.

Durmuş saat bu yüzden bana tuhaf bir dürüstlük gibi geliyor. Çalışan bir saat “her şey yolunda, zaman akıyor” der. Durmuş saat ise “bazı yerlerde zaman gerçekten durur” diye fısıldar. İkisi de doğru. Bir yanda takvim ilerler, öbür yanda içimizdeki saat kimi zaman aynı dakikada takılı kalır. Artık bunu ayıplamıyorum. Herkesin duvarında en az bir saat öylece asılı durmuştur. Mesele saatin durması değil, onun durduğunu fark edip etmediğimizdir.

Bekleyiş Bir Alışkanlığa Dönüşünce

İnsan bir şeyi beklemeyi çabuk öğrenir ama beklemeyi bırakmayı çok geç öğrenir. Bir sesi, bir adımı, bir mesajı, bir yüzü… Beklemek önce umuttur, sonra alışkanlık, en nihayetinde bir refleks. Telefon titrediğinde kalbin hızlanır, kapı çaldığında başını gayriihtiyari o tarafa çevirirsin. Oysa beklediğin şeyin artık gelmeyeceğini aklın bilir ama bedenin henüz bundan haberdar değildir.

Bedenle akıl arasındaki bu uçurum, bence insanın en sessiz yorgunluğudur. Kimseye de anlatamazsın; çünkü dışarıdan bakınca çay demlenir, iş yapılır, normal bir hayat akıp gider. Ama içerideki küçük bir mekanizma hâlâ aynı zamana ayarlanmıştır. Bir gün fark ettim ki bu bekleyiş beni korumuyor, sadece oyalıyor. Bir şeyi beklemek, onun hâlâ mümkün olduğunu varsaymak demek ve bazen o varsayım, önümüzdeki gerçek yolu görmemizi engelliyor.

Yeniden Kurmak Ne Demek?

Saatin pilini sonunda değiştirmedim; önce duvardan indirdim. Arkasındaki solmamış kare, çevresindeki duvardan daha açık renkteydi. Yıllarca güneşten korunmuş küçük, saklı bir daire. Elimle üzerinden geçtim ve garip bir şey hissettim: Burası saatin yeriydi ama saat de buraya sonradan asılmıştı. Yani bu duvarın bir saatsiz hâli de vardı, o buraya gelmeden evvel.

Bu fikir kafamı uzun süre kurcaladı. Hayatımızdaki çoğu şeyin bir “öncesi” var. Alışkanlıkların, düzenlerin, hatta bazı insanların öncesi. O öncekini tamamen unutup her şey hep böyleymiş gibi davranıyoruz. Oysa duvar saatsiz de duvardı, ben de o şeysiz de bendim. Yeniden kurmak, sandığım gibi eskiyi silmek değilmiş. Eskinin yerini bilmek ve orayı bilerek boş bırakabilmekmiş. O solmamış daireyi boyamadım, olduğu gibi bıraktım.

Saati Tamir Etmek mi, Duvarı Yeniden Düşünmek mi?

Bir süre sonra saati tamir ettirmeye karar verdim. Tamirci kasanın arkasını açtı, mekanizmaya şöyle bir baktı ve gülümsedi: “Bozuk değil,” dedi, “sadece uzun zamandır kimse kurmamış.”

Cümle tuhaf biçimde bana ait gibi geldi. Bazı şeyler kırılmaz, yıpranmaz, bozulmaz; sadece kurulmayı bekler. Kimse elini uzatıp “tamam, yeniden başlıyoruz” demediği için öylece durur.

Saat şimdi çalışma masamın karşısında, başka bir duvarda. Eski duvardaki solmamış daire ise hâlâ yerinde. İki yeri de seviyorum. Biri bana ne kadar durduğumu, öteki yeniden ne kadar yürüyebileceğimi hatırlatıyor.

Durmuş Saat Bize Ne Söyler?

Bence durmuş saatin öğrettiği en büyük şey şu: Zaman bizden bağımsız akıyor ama biz zamanla her zaman aynı hızda yürümek zorunda değiliz. Bunu kabul etmek rahatlatıcı. Geride kalmak bir suç değil; bir saatin pilinin bitmesi, mekanizmanın durması kadar doğal. Önemli olan, bir gün başını kaldırıp duvara bakabilmek ve “evet, burada takılmışım” diyebilmek.

Sonrası zor değil. Bazen küçük bir pil, bazen bir tamirci, bazen de sadece uyanılan yeni bir sabah yeter. Kimi zaman da saati hiç çalıştırmamak ve duvardaki o açık renkli daireyle barış içinde yaşamak gerekir.

Metni seç · Hikâyede paylaş

Yazılar

Tümü