Fotoğraf Yolculuğumda İz Bırakan Atölyeler ve Ustalar

Fotoğrafla ilgilenmeye başladığım ilk yıllarda iyi bir fotoğrafın doğru ışık, sağlam bir kadraj ve yerinde kullanılan teknik bilgilerle ortaya çıktığını düşünürdüm. Bunların önemli olmadığını bugün de söyleyemem. Fakat zaman geçtikçe fotoğrafın yalnızca makineyi tanımaktan, ayarları bilmekten ve doğru anda deklanşöre basmaktan ibaret olmadığını gördüm.

Bazen bir fotoğrafın önünde uzun süre durmak, onu çekmekten daha öğreticiydi. Bazen bir ustanın yaptığı kısa bir yorum, üzerinde günlerce düşündüğüm bir kapıyı araladı. Kimi zaman katıldığım bir söyleşiden tek bir düşünceyle çıktım; fakat o düşünce, daha sonra çektiğim birçok karede karşıma çıktı.

Fotoğraf yolculuğum boyunca atölyelere, eğitimlere, sunumlara ve söyleşilere bu nedenle önem verdim. Amacım yalnızca yeni bilgiler edinmek değildi. Başkalarının neye baktığını, aynı sahneyi nasıl yorumladığını ve bir fotoğrafın ardında nasıl bir düşünce taşıdığını anlamak istiyordum.

Aynı Yere Başka Türlü Bakmak

Fotoğraf dünyasında tek bir doğru yok. Aynı sokağa bakan iki fotoğrafçı birbirinden tamamen farklı iki hikâye görebilir. Biri insanın yüzündeki ifadeye yaklaşırken diğeri duvara düşen gölgeyi izler. Bir başkası kadrajın dışında kalan sessizliği önemser.

Atölyelerde beni en çok etkileyen şeylerden biri bu farklılıktı. Bir fotoğraf üzerine konuşulurken, benim hiç dikkat etmediğim bir ayrıntının başkası için görüntünün merkezi olduğunu gördüm. Bazen güçlü bulduğum bir kare eleştirildi. Önemsiz sandığım başka bir fotoğraf ise uzun süre konuşuldu.

Başlangıçta bu kadar farklı yorum insanın kafasını karıştırabiliyor. Zamanla, fotoğrafın zenginliğinin tam da burada bulunduğunu anladım. Her görüşe katılmak gerekmiyordu. Önemli olan, alıştığım bakışın dışına çıkabilmekti.

İnsan yalnızca kendi fotoğraflarına bakarsa bir süre sonra aynı yolları tekrar etmeye başlıyor. Başkalarının deneyimleri ise o daralan çemberi açıyor. Yeni bir şey öğretmese bile eski bildiklerimizi yeniden sorgulamamıza neden oluyor.

Ustalardan Kalan İzler

Yıllar içinde akademik yaklaşımı benimseyenlerden haberin peşinde koşanlara, belgesel fotoğrafçılardan ömrünü sokakta geçirenlere kadar farklı anlayışlardan pek çok fotoğrafçıyı dinleme fırsatı buldum.

Katıldığım atölye, eğitim, sunum ve söyleşilerde karşılaştığım isimler arasında şunlar yer aldı:

  • Prof. Dr. Sabit Kalfagil
  • Prof. Dr. Ata Yakup Kaptan
  • Prof. Dr. Güler Ertan
  • Prof. Dr. Özer Kanburoğlu
  • Prof. Dr. Osman Ürper
  • Prof. Dr. Emre İkizler
  • Gültekin Çizgen
  • İbrahim Zaman
  • İzzet Keribar
  • Coşkun Aral
  • Lütfi Özgünaydın
  • Nevzat Çakır
  • İsa Çelik
  • Ersin Alok
  • Mehmet Turgut
  • Muammer Yanmaz
  • Mustafa Seven
  • Sadık Üçok
  • Tekin Ertuğrul
  • Nadir Ede
  • Haluk Uygur
  • Wilco van Herpen
  • Cihan Karaca
  • Melih Erşahin

Bu sıralama herhangi bir önem, başarı veya katkı ölçüsüne dayanmıyor. Her isim, fotoğrafın başka bir yönünü temsil ediyor. Aynı şekilde her karşılaşmanın bende bıraktığı iz de aynı değil.

Bazı anlatımlar teknik bilgilerimi gözden geçirmemi sağladı. Bazıları fotoğrafın belge niteliğini daha fazla düşünmeme yol açtı. Kimi karşılaşmalar insanla fotoğrafçı arasındaki mesafeyi, kimileri ise bir görüntünün estetik değerinden önce taşıdığı sorumluluğu hatırlattı.

Hepsinden aynı şeyi öğrenmek zaten mümkün değildi. Böyle bir beklentim de olmadı. Birinin yaklaşımında kendime yakın bir taraf bulurken, başka birinin düşüncesine mesafeli kaldığım zamanlar oldu. Katılmadığım görüşlerin de kendi fotoğraf anlayışımı belirlememde payı vardı. İnsan bazen ne yapmak istediğini, ne yapmak istemediğini fark ederek öğreniyor.

Burada adını anamadığım başka fotoğraf emekçileri de bulunuyor. Atölyelerine katıldığım, sunumlarını izlediğim veya kısa bir söyleşide dinlediğim herkes, fotoğraf üzerine düşünme biçimime az ya da çok katkı sağladı. Bu yazı, eksiksiz bir liste hazırlama iddiası taşımıyor. Daha çok, yol boyunca karşılaştığım insanlara ve paylaşılan emeğe duyduğum teşekkürün kaydı niteliğinde.

Atölyeden Sokağa

Bir atölyeden çıkınca ertesi gün bambaşka fotoğraflar çekilmiyor. Öğrenilenler hemen görüntüye dönüşmüyor. Çoğu bilgi önce zihnin bir köşesinde bekliyor. Sonra bir sokakta, bir yüzün karşısında veya ışığın değiştiği kısa bir anda kendini hatırlatıyor.

Bazen kadrajı kurarken daha önce duyduğum bir eleştiriyi düşünüyorum. Bazen çekmek üzere olduğum kareden vazgeçiyorum. Kimi zaman da eskiden önünden geçip gideceğim bir ayrıntının yanında duruyorum.

Sanırım eğitimin asıl etkisi burada ortaya çıkıyor. İnsana hazır fotoğraflar vermiyor; neye, neden baktığını sorgulatıyor. Fotoğrafçının yerine karar vermiyor, fakat kararlarının farkında olmasını sağlıyor.

Kendi fotoğraf dilini oluşturmak da bir başkasının yöntemini olduğu gibi benimsemek anlamına gelmiyor. Dinlenen bütün görüşler, yapılan eleştiriler ve yaşanan deneyimler zamanla birbirine karışıyor. Sonunda fotoğrafçı, kendine ait olanı bu kalabalığın içinden ayıklamaya başlıyor.

Bu süreç bir anda tamamlanmıyor. Belki hiçbir zaman bütünüyle tamamlanmaması gerekiyor.

Yol Devam Ederken

Fotoğraf sürekli değişiyor. Makineler, görüntü üretme biçimleri ve paylaşım alışkanlıkları dönüşüyor. Buna rağmen görmenin, merak etmenin ve anlatacak bir söz aramanın önemi değişmiyor.

Bugün hâlâ fotoğraf üzerine okuyorum, sergileri geziyorum ve farklı yaklaşımları dinlemeye çalışıyorum. Ancak artık her söyleneni doğru kabul etmek veya bütün yöntemleri uygulamak gibi bir kaygım yok. Yıllar içinde neyin bana yakın, neyin uzak olduğunu biraz daha iyi ayırt edebiliyorum.

Geride kalan atölyelere baktığımda aklımda yalnızca teknik bilgiler bulunmuyor. Bir fotoğrafın önünde başlayan tartışmalar, verilen aralar, salondan çıktıktan sonra devam eden konuşmalar ve eve dönerken zihnimde kalan sorular da bu yolculuğun parçası.

Fotoğrafa dair öğrendiğim pek çok şeyi zamanla unutmuş olabilirim. Fakat bakmanın tek başına görmek anlamına gelmediğini unutmuyorum.

Bana göre ustalardan kalan en değerli iz de burada başlıyor: Hazır bir bakış bırakmıyorlar. İnsanı kendi bakışını aramaya gönderiyorlar.

47
Scroll to Top