İnsan, okumayı ve yazmayı öğrendiği gün yeni bir dünyaya adım atar. O günden sonra kelimeler yalnızca kitaplarda yaşamaz. Düşüncelerimize, duygularımıza ve hatıralarımıza da eşlik eder.
Bu nedenle her insanın bir defteri olmalı.
Gösterişli bir defterden söz etmiyorum. Pahalı bir kapağa veya kusursuz sayfalara da gerek yok. İnsanın rahatça yazabileceği herhangi bir defter yeter. Çünkü önemli olan defterin görünüşü değil, içinde biriken hayattır.
İlk Sayfadan Son Sayfaya
Bir insanın ilk defteri genellikle okul sıralarında başlar. Öğretmen tahtaya bir harf yazar. Çocuk da o harfi dikkatle defterine geçirir.
Önce çizgiler gelir. Ardından harfler, kelimeler ve cümleler oluşur. Zamanla çocuk yalnızca gördüklerini değil, düşündüklerini de yazmaya başlar.
Aslında o ilk defter, uzun bir yolculuğun başlangıcıdır.
İnsan büyür. Okullar değişir, şehirler değişir, insanlar değişir. Ancak yazma ihtiyacı hep bir yerde kalır. Çünkü insan konuşamadığı zamanlarda bile kendini anlatmak ister.
Defter, tam olarak bu noktada devreye girer.
Mutluluğu Yazmak
İnsan mutlu olduğu anları çoğu zaman unutmayacağını düşünür. Oysa zaman, en güzel hatıraların ayrıntılarını bile yavaşça siler.
Bir doğum haberi gelir. Aileye yeni biri katılır. İlk gülümseme, ilk kelime veya ilk adım herkesi heyecanlandırır. Ancak yıllar sonra o günün küçük ayrıntıları kaybolabilir.
Defter bu ayrıntıları korur.
O gün havanın nasıl olduğunu yazarsın. Kimin ne söylediğini not edersin. İçindeki heyecanı kendi cümlelerinle anlatırsın. Böylece yıllar sonra yalnızca bir tarihi değil, o günkü duygunu da hatırlarsın.
Mutluluğu yazmak, onu çoğaltmaz belki. Ancak ona uzun bir ömür verir.
Mutsuzluğu Kâğıda Bırakmak
Defter yalnızca güzel günleri taşımaz. İnsan bazen üzüntüsünü, öfkesini ve hayal kırıklığını da yazmak ister.
Çünkü bazı cümleleri kimseye söyleyemeyiz.
İçimizde büyüyen bir düşünceyi kâğıda aktardığımızda zihnimiz biraz sakinleşir. Sorun ortadan kalkmaz. Yine de artık bütün ağırlığı içimizde taşımayız.
Defter bizi yargılamaz. Sözümüzü kesmez. Yanlış anladığını da söylemez.
Bu yüzden insan, en dürüst cümlelerini çoğu zaman kendi defterine yazar. Üstelik yazarken duygularını daha açık görür. Öfkenin altında bir kırgınlık, korkunun altında ise başka bir ihtiyaç bulabilir.
Bazen çözüm hemen gelmez. Ancak insan ne hissettiğini anlayınca yolunu daha kolay bulur.
Doğumu da Ölümü de Yazmak
Hayat yalnızca başlangıçlardan oluşmaz. Her doğumun yanında bir gün ayrılıklar da yer alır.
İnsan sevdiği birini kaybettiğinde kelimeler yetersiz kalabilir. Fakat yine de yazmak ister. Çünkü ölüm sessizlik getirir. Defter ise o sessizliğin içinde küçük bir konuşma alanı açar.
Kaybettiğimiz kişinin bir sözünü yazarız. Birlikte geçirdiğimiz günü hatırlarız. Belki de ona söyleyemediğimiz son cümleyi kâğıda bırakırız.
Böylece yazmak, unutmaya karşı sessiz bir direnç hâline gelir.
Defter ölümü değiştirmez. Fakat hatıraların kaybolmasına engel olur. Ayrıca insanın acısını tanımasına yardımcı olur.
Defter Tutmak ve Yeni Hedefler
Defter tutmak yalnızca geçmişe bakmak anlamına gelmez. İnsan geleceğini de defterinde kurabilir.
Yeni bir hedef yazarsın. Ardından o hedefe ulaşmak için küçük adımlar belirlersin. Her ilerlemeyi not edersin. Bazen vazgeçmek istersin. Sonra eski sayfaları açar ve neden başladığını yeniden hatırlarsın.
Çünkü insan zihninde verdiği sözleri kolayca erteleyebilir. Ancak yazdığı bir cümle karşısında daha fazla sorumluluk hisseder.
Defter bu nedenle bir plan alanına dönüşür.
Yapılacak işler, gidilecek yerler, okunacak kitaplar ve kurulacak hayaller aynı sayfalarda buluşur. Böylece insan yalnızca günlerini kaydetmez. Aynı zamanda hayatına yön verir.
Kusursuz Cümleler Gerekmez
Bazı insanlar güzel yazamadığını düşündüğü için defter tutmaz. Yazım hatalarından veya düzensiz cümlelerden çekinir.
Oysa kişisel bir defter edebiyat sınavı değildir.
Kimse o sayfalara not vermez. Kimse cümlelerin uzunluğunu ölçmez. Defter, insanın kendisiyle konuştuğu özel bir alandır.
Bu nedenle kelimelerin kusursuz olması gerekmez. Samimi olması yeterlidir.
Bazen tek bir cümle yazarsın:
“Bugün çok yoruldum.”
Bazen birkaç sayfa boyunca susmazsın. Her iki durumda da defter görevini yapar. Çünkü önemli olan ne kadar yazdığın değil, içinden geçenleri saklamadan anlatmandır.
İnsanın Kendine Bıraktığı Miras
Yıllar sonra eski bir defteri açmak, geçmişteki hâlinle karşılaşmaya benzer.
Bir zamanlar büyük gördüğün sorunların küçüldüğünü fark edersin. Unuttuğun insanları, sokakları ve hayalleri yeniden hatırlarsın. Ayrıca ne kadar değiştiğini de görürsün.
Bazı sayfalarda gülümsersin. Bazı sayfalarda durup uzun uzun düşünürsün.
Sonunda şunu anlarsın:
Defter yalnızca yaşananları saklamaz. İnsanın kim olduğunu, neye dönüştüğünü ve hangi yollardan geçtiğini de gösterir.
Bu yüzden her insanın bir defteri olmalı.
Okumayı ve yazmayı öğrendiği günden hayatının son gününe kadar…
Mutluluğunu yazmalı. Mutsuzluğunu anlatmalı. Doğumları, ölümleri, başlangıçları ve vedaları kaydetmeli. Bazen unutmamak için, bazen sakinleşmek için, bazen de yeniden başlamak için kalemine sarılmalı.
Çünkü insan gider.
Ancak yazdığı birkaç samimi cümle, ondan sonra da yaşamaya devam eder.