Bahçedeki son çiçeği sularken fark ettim; insan bazı şeyleri yaşatmak için değil, kaybetmemek için uğraşıyormuş. Saksının kenarında açan küçük beyaz çiçek, günlerdir aynı yerdeydi. Yaprakları biraz eğilmiş, toprağı kurumuştu. Elimdeki suyu yavaşça dökerken aklıma yıllardır içimde taşıdığım insanlar geldi.
Bazıları artık hayatımda değildi, bazıları çok uzağa gitmişti. Bazılarıysa yanımdaydı ama eskisi gibi değildi. Kimi zaman bir insanın gitmesiyle değil, değişmesiyle eksiliyorsun. Aynı masada oturup eskisi kadar yakın hissedememek de bir tür uzaklıkmış meğer. Yine de içimde bir yerlerde yaşamaya devam ediyorlardı. Bir zamanlar heyecanla sarıldığım hayaller de öyle… Bazıları gerçekleşmemiş, bazıları yarım kalmıştı; bazılarıysa zamanın içinde anlamını değiştirmişti. Uğruna gece uykularımı böldüğüm şeylere bugün başka gözlerle bakıyordum ama aradan geçen yıllar, onlara duyduğum bağlılığı tamamen silememişti.
İçimizdeki Bahçe
Çünkü insanın içinde bir bahçe vardır; herkes göremez, hatta çoğu zaman sahibi bile fark etmez. O bahçede sevdiklerimiz, özlediklerimiz, vazgeçemediklerimiz ve uğruna beklediklerimiz büyür. Bir dost için içimizde sakladığımız iyi niyetler, bir gün yeniden karşılaşırız diye korunmuş hatıralar, yeri dolmadığı için değil unutulamadığı için taşınan insanlar… Hepsi o bahçenin bir köşesinde sessizce yaşamaya devam eder. Kimi zaman susuz kalırlar, kimi zaman fırtınaya yakalanırlar, kimi zaman da unutulurlar.
Biraz Su, Biraz Vefa
Sonra bir gün insan; fark edilmemeye değil de, fark edilmediğini fark etmeye üzülür. Aramadığında aranmayanın kendisi olduğunu, sustuğunda eksikliğinin duyulmadığını, beklediği kadar beklenmediğini yavaş yavaş anlar. İşte bazı çiçekler en çok o gün solar. Ama yine de yaşamaya çalışırlar.
Belki de mesele çiçek yetiştirmek değildir; mesele, içimizde açan çiçekleri koruyabilmektir. Bir şeye duyduğumuz aidiyeti, bir insana beslediğimiz sevgiyi, bir hayalin peşinden gitme cesaretini, bazen karşılık bulmasa da sürdürdüğümüz vefayı… Çünkü bunlar öldüğünde yalnızca bir duygu kaybolmaz, insan biraz da kendinden eksilir.
O yüzden bazen durup içimize bakmak gerekir. Kuruyan dalları görmek için değil, hâlâ açmaya çalışan çiçekleri fark etmek için. Belki uzun zamandır ses vermediğimiz bir dostu hatırlamak, belki vazgeçtiğimizi sandığımız bir hayalin hâlâ içimizde yaşadığını görmek, belki de yorulmuş bir kalbin sessizce ayakta kalmaya çalıştığını fark edip onları biraz sulamak için…
Çünkü dünya zaten yeterince sert. İnsanlar bazen farkında olmadan birbirlerinin bahçelerinden çekilip gidiyor ve geriye büyük bir sessizlik kalıyor. Ama yine de bazı çiçekler, tek bir damla suyla yeniden doğrulmayı başarabiliyor. Belki bir selamla, belki küçük bir vefayla, belki de hâlâ değer verdiğimizi hatırlatarak…
Çiçekler ölmesin.