İnsan ömrü yalnızca kendi adımlarından ibaret değil; yol boyunca karşılaştığımız herkes bir şekilde ömrümüze karışıyor. Anne, baba, kardeş, dost, yahut bir zamanlar kalbe biraz fazla yaklaşan o tanıdık yüz… Her biri hayatımıza başka bir kapıdan giriyor.
Kimi yıllarca bizimle yürüyor, kimi birkaç mevsim kalıyor. Kimi de kısa bir selamın ardından öylece gözden kaybolup gidiyor.
Fakat kimse gittiği anda çıkmıyor hayatımızdan. Uzaklaşanların bir kısmı, içimizde kendine sessiz bir yer bırakıyor. Ben o yere gönül mezarlığı diyorum.
Her Karşılaşma Aynı İzi Bırakmaz
Hayatımıza pek çok insan giriyor ama her karşılaşma aynı derinliğe ulaşmıyor. Biriyle yalnızca aynı masayı, biriyle uzun ve yorucu bir yolculuğu paylaşıyoruz. Birinin yanında kahkaha atmayı, diğerinin yanında sessizce susmayı öğreniyoruz.
Çünkü insan kalbinin bütün kapılarını herkese açmıyor.
Bazen sıradan, öylesine söylenmiş bir cümle içimizde yıllarca kalabiliyor. Bazen de yanımızdan geçip giden biri, farkında bile olmadan hayatımızın bütün yönünü değiştiriveriyor. Bazılarını yalnızca tanımakla kalmıyor, onlara anlam yüklüyoruz. Adlarını bir hatıraya, seslerini bir alışkanlığa, yüzlerini belirli bir mevsime bağlıyoruz.
Sonra zaman geçiyor. Yollar ayrılıyor, konuşmalar seyreliyor, yakınlık başka bir şeye dönüşüyor. Yine de onlardan kalan o iz bütünüyle silinmiyor.
Mezar Taşı Olmayan Ayrılıklar
İnsan bazen sevdiği birini ölümle kaybediyor. Bir ses dünyadan çekiliyor, bir yüz yalnızca fotoğraflarda kalıyor. Telefonlar susuyor; bayram sabahlarında bir sandalye hep boş kalıyor.
Bu acının adı belli. İnsan ona yas demeyi öğreniyor, bir şekilde kabulleniyor.
Fakat bazıları yaşadığı hâlde uzaklaşıyor bizden. Aynı gökyüzünün altında nefes alıyor, belki aynı sokakta yürüyorlar; buna rağmen artık hayatımızdaki o eski yerlerinde değiller. Bir zamanlar içimizi ısıtan o sözler anlamını yitiriyor. Yakınlığın yerini mesafe, konuşmaların yerini ağır bir sessizlik alıyor.
Ortada ölüm yok ama bir bağ yavaşça toprağa karışıyor.
Bazı ayrılıkların mezar taşı yok. Takvimlerde yıl dönümleri yazmıyor. Kimse başsağlığı dilemiyor. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmamış gibi, hayat akıp gidiyor. Oysa insan, içinde bir yerin fena halde boşaldığını biliyor.
İnsan bir süre eski günleri yokluyor. Kırılmanın başladığı o lanet cümleyi arıyor. Kendi payını düşünüyor; neyi eksik yaptığını, neyi fazla söylediğini anlamaya çalışıyor. Fakat her uzaklaşmanın tek bir sebebi yok. İnsanlar değişiyor, yollar çatallanıyor. Bazen iki kişi birbirinin dilini yavaş yavaş unutuyor ve konuşamaz hâle geliyor.
Gönül de bunu kimseye anlatamadan, kendi içinde kabullenmeye çalışıyor.
İçimizdeki Sessiz Yer
Gönül mezarlığı yalnızca ölenlerin değil, hayattayken bizden eksilenlerin de bulunduğu yerdir.
Bir köşesinde çocukluktan kalma o eski dost duruyor. Başka bir yerde artık yüzünü bile unuttuğumuz biri… Biraz ileride, adını duyduğumuzda hâlâ içimizin titrediği o insan bekliyor.
Kimisine içimizden dualar ediyoruz. Kimisineyse hâlâ kırgınız; içimizdeki sızı geçmiyor. Bazılarını düşündüğümüzde artık hiçbir şey söylemek, tek bir kelime bile etmek istemiyoruz.
Hepsi aynı yerde değil tabii. Kimi isimlerin başında daha çok vakit geçiriyoruz. Bazılarına yıllar önce söyleyemediğimiz o ağır sözleri hâlâ içimizden tekrarlayıp duruyoruz. Bazılarına son kez kızıyor, bazılarına ise dönüp yalnızca “iyi ki” diyoruz.
Çünkü hayatımızdan geçenler bize yalnızca hüzün bırakmıyor. Biri sevgiyi öğretiyor, diğeri güvenmenin ne kadar saf bir şey olduğunu hatırlatıyor. Bir başkasıysa ne kadar korunmasız olduğumuzu gösteriyor ve kendi duvarlarımızı örmemize neden oluyor.
İnsan geçmişine dönüp baktığında yalnızca kaybettiklerini görmüyor. Bir zamanlar neye inandığını, kimlere kapı açtığını ve hangi yollarda kendini unuttuğunu da fark ediyor. Kimi giderken bizden bir parça koparıp götürüyor, kimi ise farkında olmadan bize kendi ruhundan bir şeyler bırakıyor.
Hatırlamanın Beklenmedik Vakitleri
Gönül mezarlığına her gün uğranmaz. Bazen aylarca, yıllarca kapısının önünden bile geçmeyiz.
Sonra beklenmedik bir anda, alakasız bir yerde tanıdık bir koku vurur yüzümüze. Eski bir sokak, yarım bırakılmış bir cümle ya da yıllardır radyoda duymadığımız o şarkı… Unuttuğumuzu sandığımız ne varsa ansızın çıkagelir.
Bazen bir gülüşü hatırlarız. Bazen vedalaştığımız o son anı. Kimi zaman da sadece o insanın yanındayken olduğumuz o eski hâlimizi özleriz.
Çünkü hatırlamak her zaman geçmişe saplanıp kalmak değildir; yaşanmış olanı inkâr etmemektir. Zaman geçtikçe bazı isimleri daha yumuşak anmaya başlıyoruz. Kimi kırgınlıkların üzerini kendi ellerimizle örtüyoruz. Affedemediğimiz şeyleri anlamaya, anlayamadıklarımızı da en azından kabullenmeye çalışıyoruz.
Her zaman başarılı olabiliyor muyuz? Hayır.
Bazı yaralar tamamen kapanıyor, bazıları ise sadece eskisi kadar sızlamıyor.
İnsan Sonunda Kendine Döner
Hayat böyle akıp gidiyor işte. Biri omzumuza elini koyuyor, biri kalbimizde derin bir iz bırakıyor, bir başkası ise arkasına bile bakmadan çekip gidiyor.
Ardında kimi zaman güzel bir hatıra, kimi zaman da upuzun bir sessizlik kalıyor.
İnsan bütün bu karşılaşmaların, kırılmaların ve vedaların içinden geçerek yavaş yavaş yine kendine dönüyor. Kime neden bağlandığını, hangi gidişin onu nasıl değiştirdiğini zamanla çok daha net görüyor.
Gönül mezarlığı, bu dönüşün en sessiz defteri aslında. Orada sadece isimler değil, yarım kalmış sevinçler, söylenmemiş cümleler ve artık kimseye ait olmayan kırgınlıklar birikiyor.
Bazen insan o mezarlığın kapısından içeri giriyor. Bir süre sessizce dolaşıyor, birkaç ismin önünde durup soluklanıyor. Sonra derin bir nefes alıp kendi hayatına geri dönüyor.
Çünkü ömür, sadece kaybettiklerimizin başında bekleyerek tükenmiyor.
Yine de… Bazı insanlar asla unutulmuyor. Sadece içimizde, sesin ve gürültünün ulaşamayacağı çok daha sessiz bir yere taşınıyorlar.
Belki de büyümek biraz budur: Gidenlere bir mezar, kalanlara güzel bir yer ve en önemlisi, kendimize yepyeni bir yol açabilmek.

