Bazı çiçekler insanın karşısına beklemediği bir anda çıkar. Ne onları aramıştır ne de yetiştirmek için önceden bir hazırlık yapmıştır. Yine de bir bakış yeter. Rengi, duruşu ve kendine özgü sessizliği insanı olduğu yerde durdurur.

İnsan önce uzaktan bakmakla yetinir.

Sonra günün birinde, hayatında küçük bir yer açar. Pencerenin önünü temizler, ışığın yönünü hesaplar, hangi toprağın iyi geleceğini araştırır. Bütün bunları yaparken çiçeğin orada kalacağını düşünür. Hatta zamanla pencereye alışacağına ve yeni yerini seveceğine inanır.

Fakat bir çiçeği sevmekle ona uygun bir toprak olabilmek aynı şey değildir.

Her Çiçeğin Suyu Başkadır

İnsan sevdiği çiçeğe iyi bakmak ister. Toprağı kuruduğunda su verir, yaprakları solduğunda telaşlanır. Küçük bir tomurcuk gördüğünde ise içinde tarif edemediği bir sevinç belirir.

Yine de ölçüyü bulmak kolay değildir.

Bazı çiçekler suyu sever. Bazılarıysa fazla ilgi gördüğünde köklerini içine çeker. Birine iyi gelen, diğerini yorabilir. Bu yüzden insan zamanla yalnızca bakmayı değil, anlamayı da öğrenir.

Toprağın sessizliğini dinler. Yaprakların hangi yöne döndüğünü izler. Çiçeğin güneşe mi uzandığını, yoksa ışıktan mı saklandığını anlamaya çalışır.

Bazen bütün işaretleri doğru okuduğunu sanır. Suyunu zamanında verir, toprağını havalandırır ve onu sert rüzgârdan korur. Buna rağmen çiçek kendini bulunduğu yere bırakmaz.

İşte o zaman insan şu soruyla baş başa kalır:

Bir çiçeği yaşatmaya mı çalışıyordur, yoksa onun kendi bahçesinde açma ihtimalini mi geciktiriyordur?

Işık Her Yere Aynı Düşmez

Her çiçek güneşe ihtiyaç duyar; fakat her ışık ona iyi gelmez.

Kimi sabahın yumuşak aydınlığında canlanır. Kimi öğle güneşinin altında rengini kaybeder. Bazısı gölgede huzur bulur, bazısı pencereye ne kadar yaklaştırılırsa yaklaştırılsın yüzünü başka bir yöne çevirir.

İnsan önce ışığı suçlar.

Perdeyi biraz açar, sonra yeniden kapatır. Saksıyı pencerenin sağına taşır, birkaç gün sonra soluna alır. Odanın en güzel köşesini ona ayırır. Çiçeğin kendini iyi hissedebilmesi için evin düzenini bile değiştirir.

Fakat bazı çiçekler yerini bulamadığında bunu büyük işaretlerle anlatmaz. Bir anda solmaz ya da bütün yapraklarını aynı gün dökmez. Yalnızca büyümeyi bırakır.

Sessizce bekler.

İnsan da çoğu zaman bu bekleyişi umut sanır.

Daha Büyük Bir Saksı Yetmeyebilir

Kökler sıkıştığında insan daha büyük bir saksı alır. Eski toprağı dikkatle temizler ve çiçeği incitmeden yeni yerine taşır. Ardından geri çekilip sonucu bekler.

İçinden, “Belki şimdi,” der.

Çünkü insan emek verdiği yerde ihtimallerden kolay vazgeçmez. Her yeni yaprağı başlangıç, her küçük hareketi karşılık saymak ister.

Günler geçer. Saksı geniştir, toprak yenidir ve ışık yeterlidir. Yine de çiçek köklerini derine bırakmaz. Bulunduğu yerde yaşar; fakat oraya aitmiş gibi görünmez.

O zaman insan sorunun saksıda olmadığını anlar.

Bazı kökler genişlik değil, tanıdık bir iklim arar. Bazı çiçekler ne kadar özen gösterilirse gösterilsin, yabancısı oldukları bir mevsime alışamaz.

Bu, toprağın kötü olduğu anlamına gelmez.

Çiçeğin nankör olduğu anlamına da gelmez.

Bazen ikisi de kendi hâlinde iyidir; yalnızca birbirleri için yaratılmamıştır.

Sevgi Kök Salmaya Yetmez

İnsan bir çiçeği çok sevebilir. Her sabah ilk ona bakabilir, akşam olmadan toprağını kontrol edebilir. Onun için en güzel saksıyı seçebilir ve solan her yaprağın ardından kendini suçlayabilir.

Fakat sevgi, tabiatın yerine geçmez.

Bir çiçeğin nerede açacağını yalnızca ona gösterilen ilgi belirlemez. Köklerin hafızası, alıştığı rüzgâr ve beklediği mevsim de önemlidir. İnsan bunların hepsini değiştiremez.

Değiştirmeye çalıştıkça kendi evini çiçeğin beklediği bahçeye benzetmeye başlar. Pencerenin yönünü değiştiremez ama perdeyle oynar. Mevsimi durduramaz ama odayı sıcak tutmaya uğraşır.

Bir süre sonra çiçek solmasın diye evde yaşayan kendisi olmaktan çıkar.

Oysa hiçbir çiçek, bir insanın kendi iklimini unutmasını istememelidir.

Bırakmak Bakımsızlık Değildir

Vazgeçmek, dışarıdan bakıldığında kolay görünür. Sanki insan sulamayı bırakmış, ilgisini kaybetmiş veya çiçeğin değerini anlayamamış gibi düşünülür.

Oysa bazen bırakmak, gösterilebilecek en büyük özendir.

Çünkü insan sevdiği bir çiçeğin kendi pencere önünde yavaşça solmasını istemez. Onu orada tutmak için daha fazla su vermenin, köklerini iyileştirmeyeceğini bilir. Bazı dalların zorla ışığa çevrilemeyeceğini de öğrenir.

Böyle anlarda sevgi, yanında tutma arzusundan ayrılır.

İnsan çiçeğin kendi toprağını bulmasını ister. Belki başka bir bahçede daha güçlü büyüyecek, başka bir gökyüzünün altında bütün rengini gösterecektir. Bu ihtimal canını acıtsa da çiçeği dar bir saksıda tutmaktan daha doğrudur.

Çünkü sevmek, her zaman sahip olmak değildir.

Bazen sevgi, köklere gidebilecekleri bir yol bırakmaktır.

Pencerenin Önünde Kalan İz

Çiçek gittikten sonra pencerenin önü hemen eski hâline dönmez. Saksının bıraktığı yuvarlak iz bir süre orada kalır. Topraktan dökülen birkaç parça, bütün temizliklere rağmen bir köşede saklanır.

İnsan bazen pencereye bakıp çiçeğin hâlâ orada olduğunu sanır.

Sabah ışığı aynı açıyla içeri girer. Perde aynı rüzgârla hareket eder. Fakat odada eksik bir renk vardır.

Zamanla boşluk değişir. Önce kayıp gibi görünür, sonra sessizliğe dönüşür. Günün birinde insan pencereyi açar ve içeri giren havanın artık canını acıtmadığını fark eder.

Çiçeği unutmaz.

Yalnızca onun her güzelliğinin kendisine ait olması gerekmediğini kabul eder.

Bazı çiçekler uzaktan sevilir. Bazıları kısa bir mevsim kalır. Bazılarıysa insana, bütün özenine rağmen her şeyi yaşatamayacağını öğretir.

Toprak elinden geleni yapmış olabilir.

Çiçek de kendi tabiatından vazgeçmemiştir.

Yine de bazen yolları ayrılır.

Çünkü her çiçek her toprakta yetişmez.

Kategori:

Etiketler: