Bazı yollar vardır; ne kadar isterseniz isteyin, ayaklarınız gitmez. Mesafe uzun değildir aslında. Bazen birkaç sokak, bazen yalnızca bir kapı vardır arada. Yine de o küçücük mesafe, dünyanın öbür ucuna gitmekten daha zor gelir.
Çünkü insan her yere ayaklarıyla gidemez.
Bazı yerlere cesaretiyle gider. Bazılarına gururunu bırakarak. Bazılarına ise geçmişte söylediği sözleri, sustuğu cümleleri aşarak varır. İşte ben o yolu bir türlü geçemedim. Bu yüzden sana söyleyebileceğim en sade cümle şu: Ben gelemiyorsam sen gel. Yolları bahane etme, mesafeyi hiç. Kapıyı çalmadan gel.
Bazen Gitmek İsteyen Değil, Gelemeyen Vardır
Dışarıdan bakıldığında her şey kolay görünür: “İsteseydi gelirdi.” Ne kadar kesin bir hüküm. Sanki istemek, insanı her zaman yola çıkarabilirmiş gibi…
Oysa bazen insan en çok gitmek istediği yere gidemez. Bir adım atar, sonra durur. Telefonu eline alır, bırakır. Söyleyeceği cümleyi defalarca kurar ama gönderemez. Bunun adı her zaman gurur değildir; bazen korkudur, bazen geç kalmışlık hissi, bazen de kapıyı açtığında karşısında ne bulacağını bilememektir.
Bir zamanlar çok iyi bildiğiniz bir yüzün artık size nasıl bakacağını kestiremezsiniz. Sesini ezbere bildiğiniz biriyle yeniden karşılaşınca hangi kelimeyle başlayacağınızı bilemezsiniz. “Merhaba” fazla yabancı gelir, “nasılsın” fazla sıradan. “Özledim” ise bütün savunmayı bir anda yıkar.
Sonra hiçbirini söylemezsiniz. Günler, haftalar geçer. Zaman, iki kişi arasındaki mesafeyi sessizce büyütür. Bir süre sonra mesele kimin haklı olduğu değil, kimin önce gideceği olur. İki taraf da yol bilir ama kimse yola çıkmaz.
Gelirsen Belki Konuşmayız
Gelirsen benden büyük cümleler bekleme. Belki konuşmayız bile. İki ayrı sessizlik oluruz bir süre; sen bir tarafta, ben diğer tarafta. Aramızda aylarca büyüttüğümüz meseleler durur. Sonra fark ederiz ki uzaktan kocaman görünen o şeyler, aynı masanın başında o kadar da büyük değilmiş.
Bazı kırgınlıklar mesafeyi sever; uzakta büyür, sessizlikten beslenirler. “Demek ki hiç önemsememiş, demek ki çoktan unutmuş” sanır insan. Oysa herkes kendi sessizliğini karşı tarafın cevabı sanıyordur.
Belki bazı şeyleri hiç konuşmayız. Belki de konuşsak bile, asıl söylemek istediklerimiz yine içimizde kalır. Çünkü bazı karşılaşmaların yükü kelimelerden daha ağırdır.
Bazen birinin yanında susabilmek, uzaktan yüzlerce cümle kurmaktan daha gerçektir.
Belki mesele geçmişi yeniden kurmak da değildir. Bazı şeylerin kaldığı yerden devam etmesi gerekmez. Bazen yalnızca aradaki mesafenin gerçekten sandığımız kadar büyük olup olmadığını görmek isteriz.
Aynı yerde, aynı anda bulunmak yeter belki.
Çünkü insan bazen bir cevaptan çok, hâlâ orada olduğunu bilmek ister.
Bu Kez Sen Gel
Belki bütün bunları sana hiçbir zaman söyleyemem. Karşı karşıya geldiğimizde yine susarım. Çünkü bazı cümleler yazarken cesurdur, sesli söylendiğinde ürkekleşir.
Ama şunu bil: Gelmediğim her zaman gitmek istemedim değil. Sustuğum her zaman söyleyecek sözüm yok sanma. Bazen insan kendi açtığı mesafeyi bile kapatamıyor ve karşı taraftan küçücük bir işaret, bir adım, bir ses bekliyor.
Hâlâ birbirimize çıkan bir yol kaldıysa, onu tamamen sessizliğe bırakmak istemiyorum. Bir gün aklına gelirsem ve içinden gelmek geçerse, uzun uzun düşünme. Geçmişi yanında taşıma. Haklıyı haksızı kapının dışında bırak.
Yolları bahane etme. Mesafeyi hiç. Kapıyı çalmadan gel.
Sonrası olur ya da olmaz. Ama en azından o yol, gidilmeden kalmaz.
Ben gelemiyorsam…
bu kez sen gel.

